TEVHİD

AYLIK İSLAMİ EĞİTİM DERGİSİ EYLÜL "16 | YIL: 5 | SAYI: 52 | FİYATI: 10 TL | ISSN: 2148-4635

0 101 ni dünü

74

Mescid-i Dırar Olayı ve Ferid AYDIN ile j Ömer İbni Ubeyy'in : Tasavvuf Üzerine : lela Fire) Ölümü : Röportaj :

(0y/e-RMİNDİİNİV EBU HANZALA Murat MÜSLİHAN

o

MOBIL

UYGULAMAMIZ ÇIKTI!

teuhid | tevhid

EE m. 7

Bi İl Kategor Seçiniz - Son Eklenen Videclar

Hakk'ın Özelikleri

- Daha Ahlak © Dersleri DESİ

Nasihatler 7

DERGİ SAYILARI

© ahlak © Ahlak , Bi

Nasihatler Dersleri 3 Dersleri z ei N N a MA | | © v Hak olar, hakka barına kup olarak iten, Ras olrak İnsanlığa gönderen, sözü hek Otluk edenin hekokdğu adi sela; han taşyıı ve ği, ak hn müğeyn inan hala desk BAŞYAZI çan Mahamed Mustafa

ramı üzme enaz bulardğ avlarda br. ayın dem, iye ygnlğmı ve vah kya duğunu lde etmen hak dei Ban Nasihatler İD nk > : i e ie eri mENN İş Nasihatler eri hak ti mcadels şeklde fade eder ; z İg— nk den geniş anlarda fazlaca kula nedeni vay be v b da ve yana karşında maal buka kar Kai Buna z an ve Süme merk dinen ve hemn vahye sy edenr emine raha yal müendekrne ak veba cad lr mer arr rin ed ve mücade reçesd Anak b şt tm ay lat etek ay eyi. Du yard Kata b kava ek vere öğle a ye ece Taki müren, anlam ene e ral tan ve teb red, sğama yap Alim satan aktöre uyan ada bakın lmş on b ilede

Nasihatler D Ahlak lüt ve sel » a ç Dersleri Nasihatler e hiapeinde haklan zak olacak iler - ? a İn Kaynağı Vahiydir.

önemi sit kayanın ne kuğu. İnsanın taş inanç ya da alakınak

TEVHİD DERSLERİ TEVHİD DERGİSİ

Dergi e Radyo

O ABDde kimiz alarm len edildi akları İran üssünü kalanmayg ve

NN

yayın Akn

altında İslam ür ? immetine açıl, va'dan, çılan Say; gelme 2 Üssü kularımıyla ga Tehran ye devam ediyor. si İŞ birliği li

Rus uçaklarını ın İran), yi ğin açıkladı, TANİ hava üssün,

Suhbet

ulan Karim in Bağlanıyor

gusler

IR haber ge,

Nesit

keser b ay

sevap ver masa karı ika

orelik

gelen A

e Rusyaya veri

İbi sen başka bii,

etim

vermediği ade en

kalına e, ekibi

İlam ümmetine yz re ekarna yel kaş, yıkar nelik ğın

rine devam,

Yav Ryan akya,

e kalamayan ey,

anki üs ka

akt amaç

klan invee yrd veba aa

RADYO TEVHİD TEVHİDİ GÜNDEM

İDİNKO)»

Allah'a hamd, Rasülü'ne salât ve selam olsun.

Eğitim, İslam dininin önem verdiği ve teşvik ettiği amellerdendir hiç şüphesiz. Temelinin ailede başladığı ve farklı dallara bölünerek çeşit- lendiği bir süreçtir. Bu süreçte ebeveynlerden başlamak üzere eğitimle ilgilenen her Müslümana önemli görevler düşmektedir.

Bu o kadar önemlidir ki; nesillerin iyi bir şekilde eğitilmesiyle İslam dininin sancağı yükselecek, Peygamberlerin davasına kaliteli/sorumluluk sahibi insanlar yetişecek ve Allah subhanehu ve teâlâ yeryüzünde hakkıyla takdir edilecektir. Ayrıca eğitimciler -açılan iyi bir çığırla- öğrencilerinin hayır amellerine ortak olma şerefine de nail olacaklardır.

Bizler, öğretmenlerimizin bu hayırlı amellerine katkıda bulunmak, bu alandaki tecrübelerimizi onlarla paylaşmak ve bu güzel amelle onları daha da motive etmek için başyazımızı eğitim konusuna ayırdık.

Modern putperest sistemlerin çocuklarımızın İslam fıtratını bozmak, ekini ve nesli ifsad projelerinin gerçekleşmesi için inşa ettikleri mabed- lerinden kaçınan; tevhid ve sünneti önceleyen, fıtrat eğitimine talip olan tüm öğretmen ve öğrenci kardeşlerimizi Allah'ın selamıyla selamlıyor, yeni başlayan eğitim sezonunun muvahhid öğretmen ve öğrencilere hayırlı olmasını diliyoruz.

Sözümüzün sonu; âlemlerin Rabbi olan Allah'a hamd etmektir.

Ed >

Xx E Öğ .*5

w

fg © >

Md <İMİ ai ye ©

a ©

syzya © 19

UN

/N p,4 “$

eli g

ü V

ox

<A KA

Sahibi ve Yazı İşleri Müdürü Abdullah DEMİR

Yayın Türü

Yaygın Süreli

Reklam ve

Abonelik

infotevhiddergisi.net www.tevhiddergisi.net

Adres

Kirazlı Mh. Mahmutbey Cd. No: 120/A 34210 Bağcılar/İstanbul

Abonelik İçin 0 (545) 7621515

Yazışma Adresi Abdullah DEMİR

Güneşli Merkez Postane PK. 51 Bağcılar/İstanbul

Basım

Mavi Ay Ofset, Litros yolu 2. Mat. Sit. Giriş kat IBF2 Topkapı/İstanbul

O (212) 613

47 65

Dergi içerisinde yer alan yazılardan ilgili yazar mesuldür. Kaynak gösterilerek alıntı yapılabilir.

Satış Noktaları

İstanbul Ankara Diyarbakır Konya

Tevhid Kitabevi, Tevhid Kitabevi, Tevhid Kitabevi, Tevhid Kitabevi,

Kirazlı Mh. Kazım Karabekir Mh. Kaynartepe Mh. Sarıyakup Mh. Mahmutbey Cd. No:120/A 2061. Sk. No:18 Gürsel Cd. No: 90/A Burhandede Cd. No: 28/A Bağcılar/İstanbul Etimesgut/ANKARA Bağlar/Diyarbakır o Karatay/KONYA

0 (545) 7621515 0 (534) 7011020 0(541)8573420 0(553)5134848

İrtibat Büroları i

Merkez o Kirazlı Mh. Mahmutbey Cd. No: 120/A Bağcılar/İSTANBUL

Büro 1 Büro 2 Büro 3 Büro 4 Büro 5 Büro 6 Büro 7

Güvercin Tepe Mh. Fatih Cd. No: 209 Başakşehir/İSTANBUL

İsmetpaşa Mh. 90. Sk. No: 4 Sultangazi/İSTANBUL

5 Nisan Mh. 749, Sk. No: 5 Bağlar/DİYARBAKIR

Sarıyakup Mh. Karaman Cd. No: 81/A Karatay/KONYA

Bahçıvan Mh. Sıhke Cd. Karatekin Sk. Yavuz Canlı Apt. Kat: 2 Tuşba/VAN Bağlarbaşı Mh. Nilüfer Cd. Fırın Sk. No: 4 Osmangazi/BURSA

Kazım Karabekir Mh. 2061. Sk. No: 18 Etimesgut/ANKARA

8 Zilhicce 1437 | Eylül '16 Yıl: 5 | Sayı: 52 / Fiyatı: 10 TL ISSN: 2148-4635

AYLIK İSLAMİ EĞİTİM DERGİSİ

İÇİNDEKİLER Ferid Aydın ile Tasavvuf Üzerine Röportaj EBU HANZALA 04

Muvahhid Öğretmenlere Tavsiyeler 3 4 Başyazı

Müslüman Kadın ve Televizyon 41 Faruk FURKAN

Mescid-i Dırar Olayı ve İbni Ubeyy'in Ölümü 47 Ozcan YILDIRIM

Müşriklerin Daveti Engelleme Girişimleri, Uzlaşma Çabaları 5 3 Enes YELGÜN

Ömer İbnu'l Hattab Murat MÜSLİHAN 56

Terk Edilmiş Sünnetler; Abdest Namazı Kılmak 61 Emre ACAR

Akaid ve Fıkıh Kitapları Çeviri Makale 64

Medrese Geleneği ve Kürdistan Medreselerine Kısa Bir Bakış 70 Kerem ÇAĞLAR

Mekke'nin Fethi Mahi 76

Depresyon Dr. Seyfullah İSLAM 78

Kalp Katılığının Zararları Veysel TÜRK 80

www.tevhiddergisi.net

i KN NUNUNUNUZNZNYANYINZNYZNYZNYZNYANYNZNYZNUZNUZNYINZNNYNUNUNUNUZNUNUAYINUUNUUNNUNUZNYNTUNUZ <000090 40000

000000004 0004 0000000000000 smmm 00000000

0000000000000 0000 YAAA AYAN A AA

OX Ng

a 1 İ KK vw N O N 0000 OK e REHBERLİGİNDE ğğğ& YK 00

YY 00000

Ç KMK X KÖK AKİK UNUNU Ve NY AKKÖK 4 YANAN

K

Ferid Aydın ile Gerçek tasavvufun iki ana özelliği var:

ba , Birincisi, sınırsız sevgidir. Diğeri ise Tasavvuf Uzerine sınırsız hoşgörüdür. 'Senin karın, onun Ni ı (o karısı; onun namusu, senin namusun. Röportaj Hiç önemli değildir onlara göre. Yolda iki EBU HANZALA Kişinin zina yaptığını gördün, üzerine bir çul ört, geç. Tasavvufa göre bu zina değildir. Zaten tasawvuf terminolojisinde zina diye bir şey yoktur. Çünkü -öfkelenmediği, kırıo dökmediği sürece- kişinin sorumluluğu yoktur.

Feriduddin/Ferid Aydın Kimdir?

Feriduddin Aydın, kuşaklar boyu Nakşibendi Tarikatı'nın liderliğini yapmış olan bir ailenin çocuğu olarak 1945'de Muş'ta dünyaya geldi. Güneydo- ğu'da Şeyhu'I Hazin (Hazinoğulları) adıyla ünlü bir şeyh ailesinden gelen ve 'beşik şeyhi' sayılan Ferid Hoca, yüksek öğrenimini tamamladıktan sonra aile geleneğine uyarak 1968 yılında özel tasavvuf terbiyesi aldı ve şeyhlik makamına getirildi.

Gerek klasik medrese eğitimi yanında, gördüğü modern öğrenim, ge- rekse yaptığı ilmi çalışmalar ve uzun yıllara mâl olan gezileriyle bilgi ve deneyim elde etti. Arapça, Farsça, İngilizce ve Fransızca gibi yabancı dillere olan aşinalığı ve ailesinin kültür birikimi üzerinde yaptığı incelemeler sayesinde çok yönlü ilmi çalışmalar yaptı.

Özellikle tasavvuf hakkında yaptığı araştırmalar sırasında mistisizmin İslâm inancı üzerinde yaptığı yıkıcı etkileri fark etti. Bunun sonucu olarak 1975'te tasavvuf ve tarikatlara ilişkin kanaatleri değişti ve çok geçmeden şeyhlik makamından çekilerek Nakşibendi Tarikatıyla ilişkisini tamamen kesti. Gerek Hasan'ın radıyallahu anh» soyundan geldiği için serif” unvanına sahip bulunan hanedanının, gerekse tüm şeyh ve seyyidlerin çevresinde gördüğü gerçekleri İslâm'ın ölçüleriyle sorgulama ihtiyacını duydu. Buna bağlı olarak, İslâm tarihinde son sekiz yüz yıldır yaşanan çöküşün nedenleri

NZNUZNNYZ YAYA UNUAYNUNYNYZNI AZUZNNUZNUZNYNUZNZNUZNUNYZ AYIN UZ NZNYINUZNNUZNUNYANUZAYZNN NN AYYY YAYA AY YY KY 9013X1017 13 XY YYYYYY YYYYYY YNSAN O İN V ÖN

V NA N mn

arasında tasavvuf ve tarikatların önemli rolü bulun- duğunu tahmin eden Hoca, bu doğrultuda giriştiği araştırmalarını uzun yıllar sürdürdü. Bu çalışmalarının bir ürünü olarak 1996 yılında “Tarikatta Rabıta ve Nakşibendilik' adı altında bir eser yayımladı. Onun diğer eserleri özetle şunlardır:

Türkçe Yazdığı Eserler * Tercüme Sanatının Gerçekleri

1984 yılında Trablusgarp'ta yazılan ve İstanbul'da yayınlanan bu kitapta yazar, Türkiye'de çeviri alanın- da gördüğü karmaşaya karşı duyduğu tepkiyi dile getirdi. Kitabın kısa süre içinde nüshaları tükendi.

» İslâm'da İnanç Sistemi

Türkiye'de son yıllarda yaşanan din ve inanç anar- şisi karşısında kaygılanan yazar, İslâm'ın temel de- ğerlerine ve özellikle iman kurumuna yönelik yıkıcı faaliyetlere karşı bu eseriyle bilinçlendirici bir akaid çalışması yaptı. Kitap, 1995 yılında yayımlandı.

Arapça Hazırladığı Çalışmalar

* Et-Tarigatu'n Nakşebendiyye Beyne Madıyha wa Hadıriha/Geçmişle Günümüz Arasında Nakşibendi Tarikatı

Yazarın, yukarıdaki isim altında Arapça kaleme aldığı bu kapsamlı eser, adı geçen örgütü, çok yönlü olarak irdelemekte, bilim adamları ve araştırmacılar için önemli bir kaynak oluşturmaktadır. Kitap tamam- lanmış olmasına rağmen imkansızlıklar nedeniyle henüz yayımlanamamıştır.

* Mawgif'u İbni Abidin el-Fagih Mine's Süfiyye wa't Tasawwuf

19. yüzyılın en ünlü Nakşibendi Şeyhi Halidi Bağ- dadi'yi, muhaliflerine karşı savunan son dönem fıkıh bilgini Şamlı İbni Abidin'e ait 'Se/'ul/ Hisâm el-Hindi" adlı risalesine eleştiri olarak Arapça kaleme alın- mıştır. Bu çalışma da aynı sebepten dolayı henüz basılmamıştır.

* Et-Tarjama'tu bi Muhtelifi Jawanibi'ha fi'l Alagati't Turkiyyeti'l Arabiyya

Son yıllarda Arap ülkelerinin Türk işgücüne tanıdığı imkânlar üzerine bu ülkelerde faaliyet gösteren Türk firmaları ile muhatapları arasında ortaya çıkan ter-

N S0İYY

O © N İİ ©

) o OZAN ÖK

ÖK

cüme ve dil sorunlarını yazar bu eserinde daha çok sosyolojik yönleriyle irdelemiştir. Bu eser de henüz yayımlanmamıştır.

* El-Ezminetu fi'l Lugati'l Arabiyya

Yazar bu eserinde, (medreselerde yüzyıllardır -mazi, hâl ve istikbal diye- üç tane olduğu ileri sü- rülen) zaman kalıplarının on beş tane olduğunu ortaya koyarak, Arap dil tarihinde eksikliği hisse- dilen bir boşluğu doldurmuştur. Bu eser de henüz yayımlanmamıştır.

Ferid Aydın Hoca, bu çalışmaların yanı sıra, ayrı- ca Türkiye'nin tarihsel arka planındaki deşilmemiş

gerçekleri ele alarak, günümüzün sosyal, toplumsal sorunları hakkında çok yönlü bir inceleme gerçekleş- tirdi ve bunu Türkçe kaleme alarak, “Öteki Türkiye'den Manzaralar' adı altında kitaplaştırdı. Yazarın bu eseri de henüz yayımlanmamıştır.

Ferid Aydın Hoca, 1986 yılında yurda yaptığı kesin dönüşten sonra yüksek öğrenim gören gençlere, özel olarak 'Direct Action' sistemi ile Arap Dili ve Edebiyatı yanında tefsir, hadis, akaid ve fıkıh gibi İslâmi ilimlerde dersler de verdi. Bir kitap olarak düzenlenen, İslâm Konferansı Teşkilatı Yüksek Fıkıh

TEVHİD | EYLÜL "16 | SAYI 52 /

YA NAAM NUNINZNYNYZNYINUNUNNUZNUNYINYININYANUNUNUNUNYINYUNUNY ÖĞR ÖK aaa YA yi 4 OK 00 Kl YA 0000 XXX 00000 YÖNÜ Ö ) NN GÖĞÜ KOOR ÖYK ÖLÜ ÖOOOCOKUĞ ÖKK) ÖĞR İN 0 N OX YK N 00017300104 000 X

A YAYA NV AAA AA V V AYA N

KARAŞ SN )

ANANIN NUN NUNYZAYINYINNIZNYZNUZNUUNYUNUNNUNUNUNUNINYANYUNUININUNUNYUAYINYINANUZNYANUZNUZ

KKK KK KİK KKK KKK KKK 00 YA ÖĞĞOOÜEOELEEKKKKOORÜÜOEEEOKKKİKİRRİ ) YÖK YÖK ÖKİÖKİ DÖKÜK 4000 YKY KK

Konseyi'ne ait Karar ve Tavsiyeler'i Türkçe'ye çevi- rerek ödüllendirildi.

Yazarın çeviri alanında da çalışmaları vardır. Ta- rihçi Mahmut Şakir'in İslâm Tarihi adlı eserini sekiz cilt hâlinde Türkçe'ye kazandırmıştır. Bu eser 1994 yılında yayımlanmıştır.

Yazarın asıl adı Feriduddin Aydın'dır. Muhitinde Ferid Aydın olarak tanınmaktadır.

sz sz o İT La La

Es-Selâmu aleykum Hocam nasılsınız, afiyet- tesinizdir inşallah?

Hamd olsun iyiyim. Sizler de umuyorum afi- yettesinizdir.

Teşekkür ederiz Hocam, hamd olsun iyiyiz.

Hocam, hiç şüphe yok ki Tasavvuf araştırmacıları arasında bugün önemli bir yere sahipsiniz. Bu alanda en donanımlı ve en birikimli şahsiyetlerden birisiniz. Gerek vaktiyle özel surette eğitimini aldığınız ve önemli görevler üstlendiğiniz tarikatın kültürüne sahip bulunuyor olmanız, gerekse tecrübelerinize ve elinizdeki belgelere dayanarak -bildiğiniz çeşitli dillerle- yaptığınız açıklamalar, toplumda büyük yankı uyandırdı. Bu netameli alanda elini taşın altına ilk koyanın da siz olduğunuzu biliyoruz. Dolayısıyla sizin teorik ve pratik açıdan uzmanlık alanınız ol- ması hasebiyle Tasavvuf üzerine sizinle bir söyleşi yapmak istedik. Bizi kırmayıp evinize kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. İzin verirseniz hazırladığımız sorulara geçelim.

Tabi buyurun...

Hocam, tasavvufun menşei hakkında üç farklı görüş var. İki görüş tasavvuf karşıtlarına, bir diğer görüş ise tasavvuf yandaşlarına aittir. Tasavvuf kar- şıtı olan bir görüş 'Tasavvuf tamamen İslâm dışıdır. Budizm, Hristiyan ruhbanlığı, Yahudilik vb. İslâm dışı unsurların sentezidir' diyor. İbni Teymiyye ve İbni Cevzi gibi alimler de "Tasavvufun aslı İslâm'dandır fakat sonradan bozulmuştur' demişlerdir. Tasavvuf ehli ise bu ilmin Allah Rasülü sayallahu aleyhi ve sellem dö- neminde var olduğunu, mağaralarda Ebubekir ve Ali radıyallahu anhuma gibi sahabelere öğretildiğini iddia ediyorlar. Bazıları ise tasavvufun, İslâm'ın ahlaki

8 ZİLHİCCE 1437 | tevhiddergisi.net

NAVY) GK

YAYA

YAYAYAYAYAYA AYA

değerlerini disipline eden bir ilim dalı olduğunu savunuyorlar. Sizin bu konudaki düşüncelerinizi öğrenebilir miyiz?

Tasavvufun İslâm'la uzaktan yakından hiçbir alakası yoktur. Bu konuda çok güçlü kanıtlarımız var.

Bunların birincisi ve en önemlisi; tasavvuf kelime- sinin ne Kitap'da ne de Sünnet'te, bir kez bile geç- miyor olmasıdır. En büyük kanıtımız budur. Tasavvuf kelimesinin esasen kökü ve kaynağı, Yunanca'dan Latince'ye geçen 'Theosophy'dir. Tıpkı felsefe keli- mesinin kökü ve kaynağı olan 'Philosophy' gibi. Her iki kelime de Yunan kaynaklı ve Yunan kökenlidir. Büyük bir talihsizlik eseri olarak ilk büyük fitnenin tesiriyle İslâm ümmetinin bocaladığı dönemde Ebu Haşim es-Sufi adındaki İranlı bir meczup tarafından orijinal telaffuzu değiştirilerek İslâm'a mâl edilmiştir.

Tasavvuf, mistisizm ve Sufizm (Sufilik) kavramları, ilim erbabı ve araştırmacılar tarafından aşağı yukarı aynı anlamlarda kullanılmışlardır. Tasavvuf 'Theosop- hy' ya da Mistisizm 'Mysticisme' kelimeleri, aslında Yunanca 'mystikos' kavramıyla ilişkilidir. Bu kavram; sırlı, gizemli düşünce demektir. Bu kelimenin köke- ni -bazı araştırmalara göre- Yunanca'da dudak ve gözleri kapamak anlamına gelen 'muein' sözcüğü ile alakalıdır. İlk çıkışı Neoplatonculuk olan bu gizemci inanış ve yaşam tarzı, sözde içsel aydınlığa yolculuk perdesi altında bir çeşit bitkisel hayatla yaşatılan; gerçekte ise Allah'ı inkar manevralarından başka bir şey değildir.

Eski Yunanlılardan başlamak üzere en az üç bin (3000) yıldan beridir karanlık labirentlerden geçen Mistisizm, Arap muhitlerinde yaklaşık bin üç yüz elli (1350) yıl önce Tasavvuf diye gevelenmeye başla- mıştır. Yunanca'dan bozulma bu ilginç laftan yola çıkılarak, ne ilginçtir ki 'tarikat' adı altında yüzlerce damızlık din üretilmiştir. Üstelik ne idüğü belirsiz olan bu dinlerin tümü de insanlık tarihinin en berrak ve en aydın hayat nizamı olan İslâm'la maalesef ilişkilendirilmektedir. Ancak bu haksız ve yanlış iliş- kilendirme hiçbir zaman aklın divanında ilim diliyle kanıtlanamayacaktır. Bununla birlikte hem tasavvuf hem de ondan türetilmiş olan tarikatların tümü, daima pespaye kalabalıkların varoş kültürü olarak kalacak, bu karanlık düşünce ve kurumları, tevhid mücahidlerinin direnişi karşısında -çoğu hapçı, uyuş-

NE İK NK OK OK O y

GYK

A / Vi N

ÖĞÜUUÜUK ON mmm p V Çİ YS VAN VW N © KY UN © V O AY AY N V ) & KY W we & / OK, İN NAYAY X YO ww AY YAY A ÇK KO © NA © YSA AY Çi

KKK 00000000 OKAR V 4000000 kammmmmmmmmmm01111101011011010110103101311013101313110 X YAAA YAYA © K 4040040000000 40000000

NN YOON YOK V V Y Y W ONY w GN 000000 00000 00007 ANNAN O YA © K 06 OK, NA N ) N

YANYAYAYAYANAYAYAYAYAYAYAY KKK YAY

i Ni NX OOO e ÖKK KARİ YOO (0033080 0 VOL O XV KA YO 0000 Ç 0000000 K X AKİK KİKİ X KOKAR AKK NM AKKOR, ÖKOKAKOKAK Ç 4000000 ÇAYA YAYA

turucu bağımlısı, derviş, meczup ve sübyancı sürüler tarafından-'tekke' adı altındaki inlerde ancak yaşatı- labilecektir. Evet, tasavvuf hippilere mahsus, kepaze bir yaşam tarzı olarak belki devam edecektir, fakat hiçbir zaman medeni bir toplumun felsefesi hâline gelemeyecek, bu şerefe asla nail olamayacaktır!

İkinci kanıtımız şudur: Tasavvuf kelimesini, iştikak (yani kelime türetme disiplini) yönünden ele aldı- ğımızda bu sözcüğün Arap dil gramerine uymayan bir takım çarpık ve tutarsız sigalarla düzenlendiğini görüyoruz. Bu da bizim için ikinci ve güçlü bir kanıttır.

Mesela, tasavvuf kelimesi tefe'uul dl babından bina edilmiştir. 'Yünlendi' manasına gelmek üzere Tasavvuf kelimesi, Tefe'uul Jx8& sigasıyla Araplar tarafından ne cahiliye döneminde ne asr-ı saadette ne Hulafa-i Raşidin döneminde ne de günümüze kadar kullanılmıştır. Yün elbise anlamında 'Suf kö- künden türediği yaygın kanaatine bakacak olursak bir Arap, koyununun yünlendiğini ifade edecek olsa Tasavvefeti'ş Şâtu' demez. Koyun yünlendi' ifadesi için Tesavvefe' demez. Arap dil literatürüne baktı- ğımızda bu şekilde bir kullanıma rastlamıyoruz.

"Tasavvuf erbabı zühd, takva ve alçak gönüllülük alameti olarak yünden yapılmış elbise giyiyorlar' ba- hanesiyle bunu İslâm'a mâl etmeye çalışıyorlarsa böyle bir çaba temelden yoksundur. Çünkü yünlü elbise hiç de değersiz değildir. Hiçbir dönemde de değersiz kabul edilmemiştir. Dolayısıyla alçak gö- nüllülük sembolü olamaz.

'Asr-ı saadette pamuk, yünden daha kıymetli sa- yılırdı' iddiası doğru değildir. Yün her zaman daha kıymetlidir. Nitekim “Sizin vasıtanızla bir kişinin hida- yet bulması yeryüzündeki develerin yününden daha hayırlıdır' gibi hadis olmasa bile kelâm-ı kibar olarak kanaatimizi teyit eder mahiyettedir. Arap milletinin hayatı için önemli maddelerden bir tanesi de yün- dür. Çadır, elbise vb. gereçlerini bundan yaparlar. Dolayısıyla yün hiçbir zamanda önemini kaybetmiş değildir. Tasavvufun böylece yünle ilişkilendirilmiş olması çok abartılı bir iddiadır.

Bazıları, tasavvufa birer ilham kaynağı olarak As- hab-ı Suffe, Ben-i Suffe kabilesi, es-Saffu'l Evvel/ İlk Saf gibi argümanları gösteriyorlar. Bütün bunlar tutarsızdır. Bunların tasavvuf için kat'iyen bir delil teşkil edeceğine inanmıyoruz. Bunların ilmi bir değeri

KUZNAZNNZNY YY

YAYAN YY YY

olmayıp kaynakların tamamı oldukça temelsizdir. Bundan dolayı vurgulayarak belirtmeliyim ki ta- savvufun uzaktan yakından İslâm'la alakası yoktur.

Merhum İbni Teymiyye'nin tasavvufu, İslâmi ve gayri İslâmi olarak ikiye ayırmış olması ise tam bir skandaldır. Eğer İbni Teymiyye, geniş ilmine yakışır bir mazhariyetle aynı zamanda Yunanca bilmiş ol- saydı bu mantıksızlığa düşmeyecekti. Nitekim İslâm alimlerinin öteden beri işledikleri kusurlardan biri de kafirleri dajma küçümsemek ve onlara ait olan (meşru ve saygın şeyler de dahil) bütün değerleri dışlamak olmuştur.

Bazıları, tasavvufa birer ilham kaynağı olarak Ashab-ı Suffe, Ben-i Suffe kabilesi, es-Saffu'l Evvel/İlk Saf gibi argümanları gösteriyorlar. Bütün bunlar tutarsızdır. Bunların tasavvuf için kat'iyen bir delil teşkil edeceğine inanmıyoruz. Bunların ilmi bir değeri olmayıp kaynakların tamamı oldukça temelsizdir. Bundan dolayı vurgulayarak belirtmeliyim ki tasavvufun uzaktan yakından İslâm'la alakası yoktur.

Lugat açısından tasavvufu çok detaylı bir şekilde inceledim. Bu kelime ve terkiplerin hiç birisinden türetilmiş değildir. Tasavvufun bunlardan türetildiğini söylemek çok tutarsız ve afaki bir iddia olur. Çok tarafsız ilmi bir heyete sunulacak olsa bu iddiaların hiçbirini kabul etmezler.

Türkiye'de şartlanmış, dini düşüncesini tasavvuf kaidesi üzerinde inşa etmiş bir toplum var. Bunun da bin seneden fazla bir mazisi vardır. Bu toplum bundan vazgeçmiyor olabilir. Bunun bir önemi yok. Böyle olması tasavvufun ilmiliğini ispat eden bir

TEVHİD | EYLÜL "16 | SAYI 52 9

W

YAYMAYA NNİY NZNUZNUZNUNUZN NA NNİYY UNUN UYANUZNUNUNUZNYZNUNUZNANUZ ÖK ÖĞ ÖĞE Wi N OĞĞN AK YOĞ ÇK AN OĞOĞ DOĞU İĞ V ÖĞ 0 UUNUNUNUN Ç NN UYUNNY ÖĞ AYAMAMA CN GO: 00 00000000000 N OOO iyiyi AAA YAL Çİ AAA OOO Ve X

N AAA AVM NN AZAN NUN NNUZAYINUNNANYNUZNUNYUNUUNYANUNUZNYINI

BMD DMM 000000 ww. —<————<—————4000000000 YÖN ÖKK ÖKKİÖÖKKİON ÖKK ÖRKÖĞKK ÖKK ÖKÖÖRKÖÖKİNÖĞKÖNÖÖRKNEK Çİ KOOR KİKOCİK KOİOİKOİKOKİKOCİK OOO KONROK ÖKK OCAK ÖKK KİK İKİK KİK KİKCİK KA AKKOKKRAK NN, İN

ik Ni

kanıt oluşturamaz. Türkiye halkları tasavvufa bundan sonra da yapışabilirler. Bunun üzerinde ısrar edebi- lirler. Bunun İslâmiliğini müdafaa edebilirler fakat hiçbir zaman tasavvufun İslâm'la alakasını ilmen kuramazlar. Bunu kanıtlayamazlar. Çünkü buna asla imkan yoktur. Tasavvuf kelimesinin Arapça olduğunu iddia edenler bu konuda iddialarını ispat edemezler. Tasavvufun menşei ile ilgili söyleyeceğimiz şeylerin özeti bundan ibarettir. Ancak bütün bu bilgilere ek olarak ben size akademik çalışmalarımdan bir kesit sunmak istiyorum. Vaktiyle 'Tasavvuf ve Tarikat' adı altında hazırlamış olduğum, -henüz yayınlanmamış- bir çalışmam var. Oradan alıntıladığım bir kesiti bu röportaj kapsamında okuyucularınıza sunabilirsiniz. Bu bölümdeki bilimsel tespitlerim şöyledir:

'Tasavvuf sözcüğünün nereden geldiği hakkında ileri sürülen görüşler genel olarak iki gruptur. Birinci gruba göre bu kelimenin esin kaynağı, İslâm'a ait bazı kurum ve kavramlardır. Bu kurum ve kavram- ların hepsi de Arapça olduğu için hem tasavvuf ke- limesinin hem de bu kurum ve kavramların gramer bakımından kökleri arasında bir yakınlık bulunup bulunmadığını önce araştırmak gerekir. Çünkü Arap- ça çok köklü ve bilimsel kurallara dayanan zengin bir dildir. Tarih boyunca bu dile ait matematiksel gramer kurallarından yola çıkılarak bilim alanında birçok soruna çözüm bulunmuştur.

Tasavvuf sözcüğünün, ilişkili olduğu ileri sürülen kurum ve kavramlar şimdiye kadar beşi geçmemiştir. Bunlar; Süf, safâ, Ashab-ı Suffa, Saff-ı Evvel ve Benü Suffa kelime ve tabirleridir. Tasavvuf sözcüğünün etimolojik kökü ile, bu kelime ve tabirlerin etimolojik kökü arasında hiçbir bağ bulunmamaktadır. Biraz sonra sunulacak analizler bu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyacaktır. Şimdi de bunların her birini kök bakımından tasavvuf kelimesiyle karşılaştıralım:

1. Arapça'da yün anlamına gelen süf kelimesi ile (vaktiyle uydurulmuş) Tasavvuf kelimesinin sözde kökü sawafe («35.2)'dir. Yani Süf ile Tasavvuf ke- limelerinin kökü aynıdır. Şüphesiz bu, sadece bir iddiadır. Tasavvufçular işte bunu önemli bir fırsatmış gibi görerek süf sözcüğüne tutunup tasavvuf denen mistik düşünce akımını daima ve ısrarla İslâm'a yapış- tırma çabasını göstermişlerdir. Oysa hem mantıksal hem de gramatik çıkarsamalardan hareket ederek bu kelimeyi ele aldığımız zaman, tasavvufun, -ne

10 ZİLHİCCE 1437 | tevhiddergisi.net

etimolojik olarak, ne de kavram olarak- süf'tan asla türemediği açıkça ortaya çıkacaktır.

Nedir bu çıkarsamalar? Evet, önce bunları tespit etmek gerekir:

Bilindiği üzere Türkçe yün anlamına gelen Arap- ça'daki 'süf' kelimesi, koyunun tüyüne verilen addır. Kırkılmış koyun tüyüdür, diye de tanımlanmıştır. Sözde; 'Renksiz kaba yünden yapılmış elbise giymek o devirlerde günahlardan pişmanlık duymak için bir alâmet idi.” Zâhidler, yani dünyadan el-etek çekip süfilik yapan insanlar da bu ilgi ile sırtlarına yünden yapılmış geniş bir abâ giydiklerinden onların düşünce ve yaşam biçimlerine Tasavvuf denildi.

Bu tez her bakımdan tutarsızdır. Özellikle bu ko- nuda iki önemli gerçek vardır ki süf ile tasavvuf kelimeleri arasında hiçbir bağ bulunmadığını açıkça ortaya koymaktadır.

Bunlardan birincisi etimolojik gerçektir. Buna göre süf kelimesinin her ne kadar Arap sözlüklerinde kökfiili Sawife' (332) olarak gösterilmiş ise de esa- sen 'Süf” sözcüğü Câmid'dir. Yani donuktur. Salt bir isimden ibarettir. Hiçbir türevi yoktur. Son dönem Arap lugatçıları her ne kadar 'sawife-yeswafu' şaş 2 âç>) şeklinde ona bir mazi ve muzari' kip yakıştırmaya çalışmış iseler de bunun hiçbir açıkla- ması yoktur. Bu, olsa olsa; bazı Arapların alışkanlık- la hemen her kelimeye kök bulma çabası diye sıra dışı bir örnek olarak değerlendirilebilir. Hele bir Ara- bın, sözde koyun yünlendi' anlamında Sawife'tiş-şât'u GLJI c3g2) diyebileceğini ileri sürmek çok abartı- ve asılsız bir iddia olur. Nitekim ikibin yıllık geçmi- şe sahip zengin Arap literatüründe böyle bir cüm- leye rastlamak adeta mucizedir!

Eğer biri çıkıp, örneğin; Teşemmese'( ii ) ve 'Tehaccere'( 5223) (yani; güneşlendi ve taşlaştı) gibi fiillerin de esasen (güneş ve taş gibi) donuk isimler- den türetildiğini, dolayısıyla Tasawwefe' Göz) deyiminin de bu şekilde türetilebileceğini iddia ede- cek olursa bunu Arap dil literatüründe bir tek örnek- le de olsa kanıtlayamayacağını söylemek bir müba- lağa değildir. Nitekim eğer Arap, koyunun sırtındaki yünün artık kırkılacak kadar uzamış bu-

1. Dr. Selçuk Eraydın, Tasavvuf ve Tarikatlar, Marmara Üniversitesi, İlahiyat Fakültesi Vakfı yy. 4. Baskı, 5. 53. İstanbul-1994

NAZ NUN NUNUZNUZ NIN NUN NN NOYAN YİYİN (00000000000 SE KOK 904000 İM

NY ÖĞÜNÜ OOO O YAY 0000000 OO X 0 000000 OX

AZAN NU NUZNUZ NY NUZNUZNZ 0000000000

Y |

ÖĞÜN YOĞUN DĞN I 00001000000 YAAA OX OOO JO 0 OX N YA 0000

KOÜ OLUK ÜNÜNÜ OÜÜK GÜCÜNÜ mmm 44000000000

ZANA NN NZNUZNUZNUZNZANUZNUZNUZNUZNYANİZAUZNİZAUZNZNUZNUZNUNUZNUZNUZNUZNZNUNUZNUZ NAZAN YY YY YY YY YY

lunduğunu ifade etmek isterse: Tegad tâle süf'uha' (yöye Jb ua) ) şeklinde ya da benzeri bir cümle kurarak bunu anlatır. Yani süf kelimesini yine isim olarak kullanır. Sonuç olarak süf kelimesinden Arap- lar 'sawife' şeklinde yalın bir geçmiş fiil kipi bile türetip kullanmadıklarına göre onların tefe'uul' (J85 ) vezninde çok daha girift ve ağır bir mastarı 'süf'tan türetmiş olduklarına inanmak mümkün de- ğildir. Bu gerçeği kanıtlayan en güçlü belgeler ise ilk Arap lugatlarıdır. Bunlardan örneğin İbni Man- zur'un telif ettiği ünlü Lisanu'I Arab' OLU) adlı ansiklopedik lugatta 'Tasawwuf' kelimesi yoktur. İbni Manzur, 1232/1311 m. - 630/711 h. yılları arasında yaşamıştır. Bu da demek oluyor ki; Tasawwuf keli- mesi hicretten en az altı yüz (600) yıl kadar sonra bile Arap lugatlarına girmemiştir. Bu çok önemli ve çok güçlü bir kanıttır. Çünkü Kuşeyri ve emsalleri gibi Arap kökenli eski tasavvufçu yazarlar her ne kadar tasavvuf kelimesini erken dönemde kullan- mışlarsa da bu sözcüğü Arap dil grameri açısından tahlil etmeye yanaşmamışlardır.

İkinci gerçek ise mantıksaldır. Buna göre de özel- likle yün elbise giymek, eğer eskiden sırf bir alçak gönüllülük belirtisi olarak kabul ediliyor idiyse, her fırsatta mü'minlerin sevecen, mütevazı ve cana yakın olmalarını öğütleyen Hz. Peygamber, neden onla- ra daima yün elbise giymelerini tavsiye etmedi? Mü'minlerin alçak gönüllü olmaları için bunu mutlaka belli bir sembolle dışa vurmaları gerekir? Böyle davranmak riyakârlık değil midir? Yünlü elbise belli bir zaman dilimi içinde ve belli bir toplumda alçak gönüllük belirtisi iken günümüzde ipekten sonra en pahalı elbiseler yünlü kumaşlardan yapılmakta- dır. Buna göre Hz. Peygamber eğer yünlü elbiseyi değersiz, ucuz, kalitesiz ve hatta pamuktan sonra ikinci sınıf bir giysi olarak değerlendirse idi bu, bü- tün düşünceleri, öğretisi ve tavsiyeleri evrensel olan 'Kâinat Peygamberi'ni bir bakıma yalanlamış olmaz mıydı? Alçak gönüllülük ile yünlü giysi arasında nasıl bir ilgi kurulabilir? Bu sorular çoğaltılabilir.

Dolayısıyla bütün bu belgesel ve mantıksal açıkla- malar ışığında diyebiliriz ki süf ile tasavvuf kelimeleri arasında hiçbir ilgi yoktur.

2. Arapça'da arı, pür ve katıksız anlamlarına ge- len safa kelimesi ile (vaktiyle uydurulmuş) tasavvuf

Vi YNNANNZNUNNUNUZNYANİZAUNN YY YY

kelimesinin kökleri arasında bir ilgi bulunup bulun- madığına bakalım.

Etimolojik bakımdan bu iki kelimenin kökleri ara- sında hiçbir bağ bulunmamaktadır. Çünkü Arapça safa kelimesinin kökü safewe'(ş42), tasavvuf ke- limesinin ise (uydurulmuş şekline uygun olarak) kökünün, -yukarıda da işaret edildiği gibi- 'Sawife” (öge) olduğunu bir an için kabul edelim. Tasavvuf sözcüğü (daha sonra genişçe açıklanacağı üzere) Yunan kaynaklı olduğu için onun Arap sözlüğünde kökünü aramak zaten mantık dışıdır. Dolayısıyla tasavvuf kelimesi için Ssafewe'yi (Ga2) kök olarak görmek ve hele bunu etimolojik analiz yolu ile ona

Yün elbise giymek, eğer eskiden sırf bir alçak gönüllülük belirtisi olarak kabul ediliyor idiyse, her fırsatta mü'minlerin sevecen, mütevazı ve cana yakın olmalarını öğütleyen Hz. Peygamber, neden onlara daima yün elbise giymelerini tavsiye etmedi? Mü'minlerin alçak gönüllü olmaları için bunu mutlaka belli bir sembolle dışa vurmaları gerekir? Böyle davranmak riyakârlık değil midir?

mal etmeye çalışmak akademik kurallara son dere- ce aykırıdır ve bilime saygısızlıktır!

Bütün bu karşılaştırmalı açıklamalar, tasavvufun Arapça safa kelimesiyle hiçbir mantıksal ilgisi bulun- madığını ortaya koymaktadır. Sonuç olarak tasav- vuf kelimesinin safâ kökünden türediğini ya da onu çağrıştırdığını ileri sürmek tamamen mantık dışıdır.

3. İlk İslâm Devleti kurulduktan sonra, Hz. Peygam- bere sığınan yoksul ve kimsesiz bir mü'min gruba, Ashab-ı Suffa (sofa yoksulları) denildiği için, bu

TEVHİD | EYLÜL "16 | SAYI 52 T

KUZNUZNU/ NIZ ZN NU NUN UZ NUZNYANUZNUZNUANIZNYINUZNUZNUZ NİZNYZNUZNYANUZNUZNYNIZNINUZNUZNUZNUZNYZNUZNYANUZNUZNYINUZNINUZNUZNUZNUZNYZNUZNINUZNUZNYINUNUZNUZNUZNUZNUZNZNUZNUUNUZNUZNYINUZNUZNUZNUZNUZNUZNZNUZNUUNUINUNYNUZNUZNZ 0000000000000 0000000000000 0000000000000 0000000000000 0000000000000 NN AZA NYZNWZ UNVANA NNUNZAYZNUZNYANINUZAYZNYANYZNINYINUNUZNYZNNYINUZAYZNYNYANINUUNYZNYNYINUUNUNUZNYNYINYANUINUNUNYZNYININUNUNUZNYANUINYINUZNUZNYINYINUINUNYUNYINYINUNUNUNYNYINYINUNUNUNYANINUNUNUNUZ GAY AYYY AYARA YAAA YAYA AYAS YAYA YAYA YAAA AAA 'Dört zümrenin cennete gireceği bizzat Kur'ân-ı Kerim'de ifade edilmiştir. Bunlar Peygamberler, sıddıklar, şehidler ve salihlerdir. İste süfiler de bu salih grubun başka bir adıdır. Siz Allah adına hüküm vererek onların kıyamette ön safta yer alacaklarını ve cennete gideceklerini nasıl kanıtlayabilirsiniz?

tabirden yola çıkılarak tasavvuf kelimesinin kulla- nıldığına ilişkin teze bakalım.

Yukarıdaki tabirden esinlenilerek tasavvuf sözcü- ğünün kullanıldığını ileri sürenler, bunu hiçbir zaman bilimsel ve mantıksal olarak kanıtlayamazlar. Bu gerçeği açık şekilde ortaya koyabilmek için önce yukarıdaki kalıbı oluşturan suffa kesitinin tasavvuf kelimesiyle etimolojik bakımdan ne kadar ilişkili olduğunu inceleyelim.

Arapça suffa sözcüğünün lugatta bir fiil kökü yok- tur. 'Suffa' (522,) kelimesi camiddir, donuktur. Tü- revleri yoktur. Oysa yukarıda da açıklandığı üzere (vaktiyle uydurulmuş olan) Tasavvuf kelimesinin -sözde- kökü ise sawife'dir yani aynı değildir, fark- lıdır. Bu kısa etimolojik analiz, yukarıdaki iki sözcüğün aynı kökten gelmediklerini bilimsel olarak ortaya koymaktadır.

Bu konudaki mantıksal açıklamalara gelince:

Ashab-ı suffa, yoksul ve kimsesiz bir grup oldukları ve Hz. Peygamberin himayesinde yaşadıkları için sözde Tasavvufçular onları örnek alarak yoksulca bir yaşam biçimini seçmişlerdir. Bu iki ilgiyle (yani hem suffa sözcüğünden esinlenilerek hem de bu grubun yaşam biçimini tercih ederek) tasavvuf kelimesinin ve bu isim altındaki akımın başladığını ileri sürenler çok büyük mantık hatalarına düşmektedirler.

12 ZİLHİCCE 1437 | tevhiddergisi.net

Çünkü:

1. Her şeyden önce bu gruba mensup sahabilerin hiç biri, hayatı boyunca tasavvuf ve tarikat kelime- lerini bir kez bile telaffuz etmemiştir.

2. Onların yoksulluğu, dünyadan el-etek çek- tikleri nedenine asla dayanmıyordu. Hepsi de Hz. Peygamberin himayesinde son derece dünyevi bir hayat geçiriyorlardı. Bazen de onun emriyle görev- ler alıyorlardı. Yoksullukları, onları mistik bir yaşam içine asla itmemiştir. Yani Ashab-ı suffa'dan hiç- biri, tasavvufçular gibi asla raksetmemiş, (semâ, khatm-i khuwâcegân, rabıta ve devran gibi) ayinler yapmamış, tespih çekmemiş, hu çekmemiş, mürit olmamış, mürit edinmemiştir; daha doğrusu bunların hiçbiri onların zamanında yoktu. Şuna kesin olarak inanmak gerekir ki, eğer o çağda biri çıkıp bu ayin ve sembollerden birini yapma cesaretini göstermiş olsaydı mutlak surette mürted' olarak ölüm cezasına çarptırılırdı! Çünkü bunların hepsi, başka dinlerden alınmıştır. Dolayısıyla Hz. Peygamberin ve ondan sonra devlet başkanlığı makamına gelmiş olan ha- lifelerin, İslâm düzen ve anlayışını tehdit eden bu tür tehlikeli davranışlara tanık olmaları mümkün değildir.

4. Tasavvuf kelimesinin, hem söz hem de anlam olarak Saff-ı Evvel deyiminden doğduğu yolunda bir tez daha vardır. Buna göre süfiler, sözde Allah'ın hoşnutluğunu kazandıkları için kıyamette, ön safta yer alacakları varsayımından yola çıkılarak, bu top- luluğa, /k saf” anlamına gelen Arapça Saff-ı Evvel adı verilmiştir.

Aslında bu tezin de her bakımdan ne kadar tu- tarsız olduğu ortadadır. Bununla ilgili etimolojik ve mantıksal analizleri yaptıktan sonra bu gerçek çok daha net olarak ortaya çıkacaktır.

Önce Arapça Saff-ı Evvel tabirini ele alalım. Bir sıfat tamlamasından ibaret olan bu bileşik tabir için- deki 'saff' kelimesini esasen yeniden analiz etmeye lüzum yoktur. Ancak küçük bir tekrar belki faydalı olur diye ifade etmek gerekir ki, 'saff kelimesinin fiil kökü safefe'dir. Oysa (vaktiyle uydurulmuş) tasav- vuf kelimesinin sözde kökü sawife'dir. Dolayısıyla Saff-ı Evvel tabirindeki 'saff' kelimesinin etimolojik bakımdan tasavvuf kelimesiyle hiçbir alakası yoktur.

Bu tezin mantıksal çarpıklığına gelince, süfilerin

O yi K

O N

SY

X

V N

e VTEVHID 0 X

K

A TAYAYAYANA YANYANA Y YAYAN 0 V SAYS KN V YZNUNAY WE vw 400 N AYYY N N YY YS AYY SÖĞÜT GCCCĞRİKEK K GÖÇ AKKKÜKÜKRİKİKİİRİİİİ OR SX 30X10 37 XY SY N 00 / YAYA YY YAY AY

UNUNU NUN NUZNNUZNUNANUZNNUZNUZNZNUZNUZNUNUZNUNUNYZNUNUZ YANYANA UZ NZNUZNUZNZNUZAY ÖLĞOEEKKOKKOCKREEEEKKORKKOÜOCEEREKİ XX X0X137 YY YY YY YY YY SAYAN YY NSAN YY YOKKKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİKİ ÖĞR ÖRN ÖKİÖKİÖKİÖKOCKOKİO

KAYA YAYA YAYA YAYA AYYY AYYY

X Ki

VW

ahirette ön safta yer alan -tabir-i caizse- torpilli” bir zümre oldukları, acaba hangi gerekçeye dayan- dırılabilir? Belki bazı kimseler örneğin diyeceklerdir ki: 'Dört zümrenin cennete gireceği bizzat Kur'ân-ı Kerim'de ifade edilmiştir. Bunlar Peygamberler, sıd- dıklar, şehidler ve salihlerdir. İste süfiler de bu salih grubun başka bir adıdır." Bunu ileri sürmek elbette ki çok kolaydır. Siz isterseniz Bahailer, Kadıyani- ler, Masonlar, Laikler ve kökten putçu Kemalistler gibi İslâm'ın azılı birer düşmanı olan grupları da bu zümrenin içinde gösterebilir, onları da cennetlikler listesine ekleyebilirsiniz! Bu sizi ilgilendirir. Ama siz Allah adına hüküm vererek onların kıyamette ön safta yer alacaklarını ve cennete gideceklerini nasıl kanıtlayabilirsiniz? İşte siz bu sorunun yanıtını asla bulamazsınız. Sonuç olarak bu tez de böylece çök- müş ve çürümüş olur. Çünkü üstünlük tasavvufta değil, tam tersine ve bizzat Kur'an'ın ifadesiyle takvâ sahiplerinindir.

5. Tasavvufun, etimolojik bakımdan kaynağını oluş- turduğu ileri sürülen bir tabir daha vardır. O da bir Arap kabilesi olan Beni Suffa (yani Suffa Oğulları) adından esinlenilerek tasavvuf kelimesinin zamanla kullanıldığı iddiasıdır.

Önce ifade etmek lazımdır ki Beni Suffa tabirindeki 'Suffa' sözcüğü ile tasasavvuf sözcüğü biraz önce karşılaştırılmış ve aralarında hiçbir ilişki bulunmadığı açık şekilde kanıtlanmıştır.

Ayrıca sözde; 'Bu kabilenin İslâm'dan önce ve sonra Kabe'ye hizmet ettiği ilgisiyle adından esinlenile- rek tasavvuf kelimesi kullanılmıştır” denilmektedir. Görüldüğü üzere bu tez de son derece tutarsız ve çürüktür. Çünkü bu kabilenin, ne vaktiyle Kâbe'ye hizmet ettiği kanıtlanabilmiştir ne de -gerçek bile olsa- adı geçen kabilenin bu yüzden cennetlik bir zümrenin peydahlanmasına kaynaklık edebileceği kanıtlanabilir.

Bütün bu bilimsel analizlerden sonra ifade etmek gerekir ki, tasavvuf kelimesinin söz ve anlam olarak kesin kaynağı eski Yunan dil ve düşüncesidir. Bu ise belgesel bir gerçektir. Açıklamasını kısaca ve herkesin anlayabileceği bir dille şöyle yapmak mümkündür:

İslâm hariç, bütün din ve felsefeler, inançlar ve kültürler birçok nedenlerle birbirlerinden etkilenirler. Tarih boyunca İslâm toplumunun daima çoğunluğunu

oluşturmuş bulunan Müs/üman' kalabalıklar şu veya bu dinden İslâm'ın alanına birçok yabancı inanç ve düşünce taşımışlardır. Bu yabancı kaynakların en et- kinlerinden biri de Yunan kültürüdür. Yunan felsefesi Abbasi Halifesi el-Me'mun (h. 198-218) döneminde Arapça'ya çevrildi. Bu gelişme İslâm toplumunda çeşitli düşüncelerin türemesine yol açtı. Ancak bu dönemden çok önce hatta Muaviye zamanında bile Bizanslılarla olan sıkı temaslar nedeniyle İslâm toplu- munun en azından terminolojisinde bazı değişiklikler meydana gelmişti.

Bu ilgiyle Yunan kaynaklı iki önemli terimin erken dönemde Arapçalaştırıldığına burada özellikle işaret etmek gerekir. Bunlardan biri 'Philosaphy'dir; öbürü ise 'Theosophy'dir. Telaffuz zorluğundan olsa ge- rek, bu iki kelime Arapça'ya geçtikten sonra yazılış ve okunuş biçimleri oldukça değişmiştir. Birincisi, yani 'Philosaphy', 'Felsefe' olmuş; 'Theosophy' de 'Tasavvuf' olmuştur. İlginç olan; 'Philosaphy' kelime- sinin 'Felsefe' biçiminde Arapçalaşmasından sonra herkesin, bu iki kelimedeki anlamdaşlık konusunda aynı görüşü paylaşmasına karşın, hemen hiç kimse- nin 'Theosophy' ile 'Tasavvuf'un anlamdaş oldukları konusunda herhangi bir görüş ortaya koymamasıdır! İşte bütün karışıklık bundan kaynaklanmaktadır. Evet, 'Philosaphy' ile 'Felsefe' kelimelerinin aynı anlama geldiklerini bütün ilim ve akademi çevreleri çok iyi bilmektedirler. 'Theosophy' ile "Tasavvuf" kelimeleri- nin de aynı anlama geldiklerini yine ilim ve akademi çevreleri bilmektedir. Bunlara ilahiyatçılar da dahildir. Fakat 'Tasavvuf'un 'Theosophy' kelimesiyle olan ilişkisi konusunda özellikle Türk ilahiyatçıları bilinçli olarak susmaktadırlar. İşte esasen bunun nedeni ya da nedenleri üzerinde durmak çok büyük önem taşımaktadır.

Size göre bunun nedenleri nelerdir?

İslâm ile Müslümanlık kavramları arasındaki fark o kadar hassas bir konudur ki tarih boyunca hiçbir Türk hocası bunun üzerinde durmak istememiştir. Çünkü bu konunun tartışmaya açılması, adeta kıya- metin kopması demektir. Onun içindir ki istediğiniz kadar kaynakları karıştırınız, istediğiniz kadar araş- tırmalarınızı derinleştiriniz, bu iki kavram arasındaki fark hakkında kayda değer bir açıklama bulamazsınız. Örneğin, hiç Türkçe bilmeyen ve Türkiye'de uzun zaman kalmamış ve halkla pek temas kuramamış

TEVHİD | EYLÜL "16 | SAYI 52 is

NK AK e NK AK KK AK

a

ÖÖNOOĞNU

KK S0987 050 SY mmm 010000000 NN İNN KÖL LO YANİ 0000000000000 A AAA AN YA YAAA YA YA YAY e AY ÖCÜ 0000000000000 v0 ÇÖ O OKAKİKİ UN Ve AKKÖK ZAYN UN OKAKİKAK KK, KK AKKÖK Ve 000 UNUNU ÇK k YAYA AYA A AYYY

NZNYZNZNUZNNUZNUZNİANUZNUZNUNUZ YAYA AMİNA YY UNUNU NYNUNUZNNUZNUZNUNUZNYZNUZNN NAVY NANAY NYANUNUZNUNUZNYNUNUZNNZ SGD XX 8833 XXX YY YY YS SY YY YY YY SS YY YY YY SSS YY YY SYS YYYYYY ÖĞOORROOEEOKOOORROKOEEOERRÜOOROOKKRKİKİKİKİKKRRİ YOĞ ÖLÖLÖKÖÖÖÖNÖÖLÖRÖĞÖÖRÖRÖRÖĞKK SON ÖĞLE OOOOOOÜOKÜOKOKÜOKÜONONONÜOKÜOKÜOKÜOKÜOKK ÖĞOOÜÜ YÖK ÖKOĞKİÖKİÖKİNSÖKN ÖRNE ÖÖKİÖKİÖKİNÖRO ÖKK KAYAN YAYAN AAA YAAYAYAYAYA YAYA N4

N N Ö İK) YOK N d K YA YAY

İslâm'a mensup bir Nijeryalıya, bir Malezyalıya, bir Endonezyalıya, bir Arap'a ya da bir Afrikalıya; Müslü- manlığın ne olduğunu sorunuz, gözünüzün içine nasıl boş boş bakıp sonra da 7don'tknow' dediğini göre- cek ve şaşıracaksınız. İslâm'a mensup bir Avrupalı'ya dinini sorunuz size hemen /'m muslim don't panic! diye çok ilginç bir cevap verecektir. Ama ondan asla '1'm Müslüman' diye bir cevap beklemeyiniz. Çünkü aslında böyle bir din yoktur.

Peki bu kelime nasıl uyduruldu ve İslâm'a niçin ve nasıl yapıştırıldı? Bu sorunun cevabı buraya sığmaz. Türkler, Kürtler ve İranlılar için bu o kadar tehlikeli bir sorudur ki şimdiye kadar hemen hiç kimse böyle bir soruyu aklının ucundan bile geçirmek istememiştir. Çünkü aslında Müslümanlık, İslâm'a alternatif bir din olarak üretilmiştir. Ama neden?

Bir insan düşünün ki eğer 'Ben Müslimim ya da Müslimeyim' derse Arap'la karıştırılacağı için yüre- ğinde dünyanın en derin acısını hissedecektir; bu kimse hayatında böyle bir kelimeyi bir kez bile olsa telaffuz etmeyi göze alabilir mi?

Sanırım, sorunuza şimdilik bu kısa cevap yetecek- tir. Daha fazla bilgi istiyorsanız, 707'lerden itibaren günümüze kadar acem topluluklarda dinin evrim süreçlerini muteber kaynaklardan dikkatle izlemeniz gerekir. Ama ben yine de bu münasebetle zihninizi birkaç ayet-i kerime ile hareketlendirmek istiyorum: SL GESİİ İsis Gali EEE Le$ ESLANI dl Ge 33 3) İNN SL SASŞ & 25 çal b GİZİl GAEE G asi ğa gez3 ÜALLİ J88 gzl İE * ld ğe, AİN İS e > bizi e. 03. is PE OE gönle güaNiŞ GESİ İsösl zil J83 öl yaş al yaz Aliş EYİ AE EB IŞİŞ3 Öl d3AZAI 483 çal > İL

z

2. “Allah nezdinde hak din İslâm'dır. Kitap verilenler, kendilerine ilim geldikten sonradır ki, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düş- tüler. Allah'ın ayetlerini inkâr edenler bilmelidirler ki Allah'ın hesabı çok çabuktur. Eğer seninle tartışmaya girerlerse de ki: 'Bana uyanlarla birlikte ben kendimi Allah'a teslim ettim.' Ehli kitaba ve ümmilere: Siz de Allah'a teslim oldunuz mu?' de. Eğer teslim oldularsa doğru yolu buldular demektir. Yok eğer yüz çevirdilerse sana düşen, yalnızca açıklamak/duyurmaktır. Allah kullarını çok iyi görmektedir." (3/ÂLi İmran, 19-20)

14 ZİLHİCCE 1437 | tevhiddergisi.net

35ENİ $ a5 dia Jr İS > eN 8 âli daş aile) 155 13345 Lağ8 İN ağı AS * a el Sa g3AİN çağı V alış GEN çal 5 İş! İİ İyiyi GSNEİNŞ adl ÂESİ çile ğe * öy S3 EAJİRİN GâİE VS Gl * İzi li

âİN 8S İgl>İŞ SUS 485 ğa Ii Gesi YI * ği k ça 0423 İgâE

Allah subhanehu ve teâlâ tarafından yaratılan insanın madde ve ruh/manevi olmak üzere iki boyutu vardır. Gerek İslâm aleminde Raşid Hilafet'ten sonraki bo- zulmalar, gerekse modernizmin insana maddeyi vaat edip onu bunalıma sürüklemesi sebebiyle beşeriyet aleminde yoğun bir maneviyat arayışı başladı. Bu arayışta neden yollar sürekli tasavvufa çıkıyor? Sizin geniş kültürünüze ve bilgi birikiminize güvenerek soruyorum, burada kasıtlı bir yönlendirme olabilir mi? Birileri insanları bunaltıp daha sonra bu buna- lımın sözde kurtuluş reçetesi olarak onları özellikle tasavvufa yönlendiriyor olabilir mi? Size göre bunun nedeni tam olarak nedir?

İnsanoğlunun kendi dünyasını tatmin etme ara- yışı eskiden beri vardır. Bu, insanoğlunun fıtratında var. İnsanoğlu hayatın sıkıntılarından, bunalımların- dan her zaman kurtulmak istemiş ve çeşitli çarele- re başvurmuştur. Bunun yollarından bir tanesi de ibadettir, ruhani hayattır. İslâm'da yeteri kadar bu hayatın zemini ve alanları vardır. Yani İslâm tamamen ruhaniyetten yoksun bir din değildir. Allah subhanehu ve teâlâ İnsan psikolojisini rahata kavuşturmak, ona kendini iyi hissettirmek için bir takım ibadetler vaaz etmiştir. Elçileri vasıtasıyla bunu bir formül hâline de getirmiş ve uygulanmıştır.

Mesela, namazların vakitleri ve rekatları Kur'an-ı Kerim'de çok net değildir, Peygamber sallallahu